Kadının Gücü ve Değeri: Artık Tanınmalı

Bir kadının içsel mücadelelerini gerçekten anlayabiliyor muyuz? Cesur ve kararlı görünse de, derin bir yorgunluk taşıyor yüreğinde. Bu yorgunluk, yalnızca günlük yaşamın stresinden kaynaklanmıyor.

Aksine, kendini ifade edememenin, özgürlüğünün kısıtlanmasının ve her zaman başkalarının kararlarına tabi olmanın getirdiği bir tükenmişlik.

Küçüklüğünden itibaren babası, ardından ağabeyi ve nihayetinde eşi tarafından belirlenen hayatı, kadının kendi ayakları üzerinde durabilme fırsatını elinden almış.

Kadın, şiddet, cinayet ve istismar gibi acımasız gerçekler karşısında sessiz kalmaya zorlanarak, yine de suçlu ilan edilir. Kıyafet tercihlerinden dolayı eleştirilir, cinselliği üzerinden damgalanır.

Toplum, kadının değerini bir türlü kavrayamamış; Müslümanım diyen topluluklar bile kadınları yok saymayı sürdürmüş. Birçok kadın, analık gibi temel bir rolü bile yeterli görmeden yaşamaya zorlanmış.

Sorunun kaynağı, kadının asla tam olarak anlaşılamamasıdır. Toplumda yer bulmasına müsaade edilmediği gibi, sosyal statüde de gerçek bir terfi sağlanamamıştır.

Kadınlar, sürekli olarak geride bırakılmaya çalışılmış, belden aşağıda vuran bir toplum yapısıyla karşı karşıya kalmıştır. Peki, bu dünyada kadın olmak bu kadar mı zor? Kadınlık, bir kusur mu?

Kadının hikayesinin yeniden yazılması gerekiyor. Ben bir Cumhuriyet kadınıyım. Başkaldırıyorum ve özgürlüğümün kısıtlanmasına asla izin vermeyeceğim. Beni kadınlığım üzerinden değil, insanlığım üzerinden değerlendirin. Cinsiyetimle değil, düşüncelerimle tartın.

Yaptıklarım ve başarım üzerinden yargılayın. Geliştirdiğim bireyler üzerinden konuşun.

Kadının adı vardır, özgürlüğünü eline almış bir birey olarak. Gerekana, gerek iş hayatında, gerekse siyasette her alanda varız. Kadın, her yerde ve her kesimde bulunur. Onları binlerce kez yok etmeye çalışsanız da, kadın asla silinmez. Artık kadının gerçek ismini koymalıyız.

Kadın, güçtür; kadın, cesarettir. Kadın, evrenin kendisidir, hayatın ta kendisidir.

Yorum yapın