Son zamanlarda toplumun çeşitli kesimlerinde ahlaki çürümeye dair tartışmalar gündemde. Bu tartışmalar içinde muhalefet partilerine yönelik yapılan eleştiriler, çoğu zaman içi boş kalıyor.
Özellikle muhalefetin herhangi bir eleştirisine bile tahammül edemeyen bazı gruplar, sıklıkla iftiralarla dolu kampanyalar düzenleyerek algı yaratma çabasında. Bu durum, gerçeği çarpıtmak ve insanları yanıltmak için kullanılan etkili bir yöntem haline geldi.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, göreve geldiği günden bu yana, yanlı medya organlarının hedefi oldu. Olaylar öyle bir noktaya geldi ki, şimdi bürokratik kadrolara da saldırılar başlamış durumda. Son hedef, ASKİ Mali Hizmetler Daire Başkanı Ümit Aygül oldu.
Yapılan iftiralar, adeta bir linç kampanyası halini almışken, bu süreçte ortaya atılan iddialar son derece asılsız ve çürütülmüş durumda.
Bürokrat Aygül, ASKİ’nin mali durumunu düzeltip yatırım yapabilecek bir konuma getiren isimlerden biri olarak tanınıyor. Ancak, bazı kesimler bu başarıları görmezden gelerek, sırf kendi ideolojik duruşlarına uygun düşmediği için ona saldırmayı sürdürüyor.
Ümit Aygül, yaptığı çalışmalarla kurumun itibarını artırmışken, medyada kendisine yöneltilen eleştirilerin kaynağı neredeyse tamamen menfaatçi bir anlayışa dayanıyor.
Linç girişiminde bulunanlar, en basit insani değerleri hiçe sayarak, Aygül hakkında asılsız iddialarla dolu bir kampanya yürütüyor. Bu saldırılar, ne yazık ki sadece Aygül ile sınırlı kalmayıp, daha geniş bir toplumsal çürümeyi de temsil ediyor.
Her gün yapılan zamlar ve artan enflasyon karşısında kayıtsız kalanlar, bir yandan da çocuklara yönelik cinsel istismarları görmezden gelirken, kamuoyunu yanıltmak amacıyla kaleme aldıkları yazılarda sırf kendi çıkarlarını gözetiyor.
Aygül’ün hastalığıyla boğuşan bir babaya yönelik çirkin iftiralar atarak, vicdanen bu durumu nasıl taşıdıklarını sorgulamak gerekiyor. Eğer gerçekten bir toplumsal değer anlayışları olsa, böyle bir saldırıya yeltenmezlerdi.
Karşıt görüşteki bir bürokratı hedef alacak kadar düşürebilen bir anlayış, aslında kendi içlerindeki ahlaki çöküşü de gözler önüne seriyor.
Bu tartışmaların içinde, bir sözde yazarın “Altın yerde paslanmaz” derken, aslında kendi geçmişine de gönderme yaptığı anlaşılıyor.
Nietzsche’nin “Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma” sözü, bu tür iftira kampanyalarının ne denli tehlikeli olduğunu hatırlatıyor.
Aygül’e yönelik bu çirkin iftiralarla ilgili olarak, yargı sürecinin verdiği kararları hiçe sayarak hareket edenler, aslında kendi karanlık yüzlerini ortaya koymuş oluyor.
Sonuç olarak, Ümit Aygül’e yönelen bu haksız eleştirilerin karşısında durmak ve adaletin yerini bulmasını sağlamak lazım. Aygül’ün karşılaştığı bu zorlukların, aynı zamanda toplumda daha büyük bir yapısal sorunun da yansıması olduğu aşikar. Bu tür manipülasyonlara karşı duyarlı olmak, belki de en önemli görevimiz.