Zerrin Ayşe Öztürk: BM barışın sağlanması için eşsiz bir konuma sahip

İZMİR – Filistin’de Gazze Şeridi’nin hâkimi Hamas, 7 Ekim’de İsrail’i roketlerle vurarak büyük bir saldırı başlattı. İsrail’de bu saldırıyı Gazze’yi bombalayarak yanıt veriyor. Gazze karadan ve denizden kuşatılmış durumda. İsrail bombardımanında her gün aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce Gazzeli hayatını kaybediyor. Hastanelerin, okulların, evlerin vurulduğu Gazze neredeyse enkaz haline gelmiş durumda. İsrail’e dur diyen yok. Gazze’de katliam yaşanıyor. ABD ve AB ülke liderleri İsrail’e açık desteğini sunmak üzere Tel Aviv yolunda sıraya girmiş haldeler. Kara harekatı an meselesi.

Hamas neden İsrail’i vurdu ve siyasi olarak ne elde etmek istiyor? Bu sorunun yanıtını ve Filistin İsrail sorununu Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Zerrin Ayşe Öztürk ile konuştuk.

Ege Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Zerrin Ayşe Öztürk.

‘İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİ, OLDUKÇA KARMAŞIK BİR SİYASİ MESELE’

Filistin’de Gazze Şeridi’nin hâkimi Hamas, 7 Ekim’de İsrail’i roketlerle vurarak büyük bir saldırı başlattı. İsrail de bu saldırıyı Gazze’yi bombalayarak yanıt veriyor. İsrail- Filistin meselesinin tarihsel arka planı nedir?

İsrail-Filistin meselesi, oldukça karmaşık bir siyasi mesele olarak, modern İsrail’in 1948’deki bağımsızlığının ardından Filistin topraklarındaki Arap ve İsrail toplulukları arasındaki çatışmalardan doğmuş bir sorun olarak halen varlığını sürdürmektedir. Tarihsel olarak, Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar uzanan bu sorun, bugünkü modern İsrail ve Filistin topraklarında yaşayan çok sayıda Müslüman, Yahudi ve Hristiyan topluluklar arasındaki uyumsuzluklara kadar uzanmaktadır. Daha sonrasında, Birleşmiş Milletler’in (BM), 1947’de Filistin’i Yahudi ve Arap devletleri arasında iki devlete bölmeyi öneren kararı, bölgede daha fazla çatışmayı tetikleyen birçok siyasi soruna yol açmıştır. İsrail devletinin 1948’de kuruluşu ve onu takip eden Arap-İsrail savaşları, İsrail-Filistin meselesini daha da karmaşık bir hale getirmiştir.

Hamas’ın başta İsrail, ABD ve birçok Batılı ülke tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesi, örgütün Filistin siyasetinde karmaşık bir rol oynadığını göstermektedir. Hamas’ın sadece askeri bir örgüt değil, aynı zamanda Filistin toplumunda etkili bir siyasi hareket olarak, 2006 yılında Filistin Yönetimi seçimlerinde zafer kazanarak Gazze Şeridi’ni kontrol altına almasıyla, Batı Şeria’da El Fetih tarafından yönetilen Filistin Otoritesi ve Gazze’deki Hamas yönetimi arasında bir ayrım oluşmuştur.

İsrail-Filistin meselesi süregelen bir çatışma olarak toprak sorunları, güvenlik meseleleri, mülteci sorunu ve siyasi statü gibi konularda devam eden anlaşmazlıklar çerçevesinde şekillenmiştir. Bu sorun, tarihsel olarak çok sayıda diplomatik girişim ve barış süreciyle ele alınmış, ancak bu süreçlerde kalıcı bir çözüm elde edilememiş ve çatışmanın temel sorunları çözülememiştir.

‘EN İYİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ BİLE YETERSİZ KALABİLİR’

Hamas 7 Ekim’de ilk gün hava savunma sistemlerine (Demir Kubbe) rağmen İsrail’i nasıl vurdu? Bu saldırıda İsrail açısından bir güvenlik zafiyeti söz konusu mu?

İsrail’in olası füze saldırılarına ve hava tehditlerine karşı ülkesini ve ulusal güvenliğini korumak için çeşitli hava savunma sistemleri geliştirdiğini biliyoruz. Bu sistemler arasında en çok bilinenlerden olan Demir Kubbe (Iron Dome), kısa menzilli roket ve füze saldırılarına karşı roketleri izleme ve onları vurmayı hedefleyen bir hava savunma sistemi olarak, özellikle Gazze Şeridi’nden fırlatılan roket saldırılarına karşı kullanılmak üzere tasarlanmıştır. İsrail’in diğer hava savunma sistemleri arasında, Ok (Arrow) (uzun menzilli balistik füzeleri hedef alma yeteneğine sahip bir sistem); Davut’un Sapanı (David’s Sling) (orta menzilli füzeleri hedef alma kapasitesine sahip hava savunma sistemi) ve son olarak da, ABD tarafından geliştirilen Patriot hava savunma sistemi (orta menzilli füzeleri ve uçakları etkisiz hale getirmek için tasarlanmış bir sistem) yer almaktadır.

İsrail’in hava savunma stratejisinin Hamas’ın 7 Ekim’deki roket saldırısına karşı etkili olamamasının çok temel bir nedeni var. Öncelikle belirtmek gerekir ki, İsrail’in her biri 60 ila 80 önleme füzesi içeren en az 10 Demir Kubbe bataryası mevcuttur. Daha az sayıda füze ve roketin kullanıldığı önceki saldırılarda Demir Kubbe’nin yüzde 90 oranında etkili olduğu bilinmektedir. Ancak bu son saldırıda Hamas, birkaç bin füze ateşlemesi ve İsrail’in de sahada bunlara karşı koymaya hazır sadece bin civarında önleme füzesi hazır bulundurması sonucunda, Demir Kubbe, sayıları çok fazla olan Hamas füzelerine karşı etkin koruma gerçekleştiremedi. Bundan dolayı, bu son örnek bize en iyi hava savunma sistemlerinin bile karşı koymaları gereken tehditlerin sayısı karşısında yetersiz kalabileceğini çok açık bir şekilde göstermektedir.

‘HAMAS, İSRAİLLİLERE BÖLGEDE ASKERİ VE SİYASİ GÜÇ OLDUKLARINI HATIRLATMAK İSTİYOR’

Hamas’ın İsrail’i vurması halinde İsrail’in orantısız karşılık vereceğini bilmemesi mümkün değil. Nitekim İsrail saldırıları bugün için katliam boyutuna varmış durumda. Buna rağmen Hamas saldırıyı gerçekleştirdi ve şimdi karşılık olarak çok ağır bir şekilde Gazze bombalanıyor. Hamas neden İsrail’i vurdu ve siyasi olarak ne elde etmek istiyor?

Hamas, Gazze’de iktidara gelmeden önce bile İsrail’e karşı şiddetli bir direniş politikası izlemiş ve sık sık İsrail’e karşı roket saldırıları düzenlemiştir. Hamas, saldırıyı genel olarak Filistinlilere yapılan muamele; İsrail yerleşimlerinin genişletilmesi ve özellikle de Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da son zamanlarda patlak veren şiddet olayları sonucunda, İsrail’in politikalarına karşı uzun zamandır biriken öfkenin doruk noktası olarak başlattığını ifade etmiştir. Bu aslında Hamas’ın uzun zamandır açık bir politika olarak benimsediği “İsrail’in yok edilmesi” planının uygulamaya geçilmesinden başka bir şey değildir.

Hamas’ın İsrail’den ezici bir yanıt alma riskine rağmen saldırma kararına muhtemelen katkıda bulunan bazı faktörler mevcuttur: Öncelikle, dikkatle planlanmış ve uygulanmış bir stratejiyle Hamas, zaman içinde Demir Kubbe’nin savunma kapasitesini aşacağını bildiği çok sayıda nispeten ucuz füze biriktirerek, Demir Kubbe’nin karşılayabileceğinden çok daha büyük bir saldırı gerçekleştirmiştir. Dış İlişkiler Konseyi kıdemli üyesi Steven Cook’un da belirttiği gibi, Hamas, İsrail ile çevresindeki Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin ve İsrail’in bölgeye entegrasyonunun önemli bir tehdit olduğuna inanmaktadır ve bunun devamını istememektedir. Çünkü İsrail ile normalleşmek isteyen bölge ülkeleri, ulusal çıkarlarının Filistin davası nedeniyle zarar görmesinden yoruldular. Hamas’ın yapmak istediği en önemli şeylerden bir tanesi de, İsraillilere bölgede hesaba katılması gereken önemli bir askeri ve siyasi güç olduklarını hatırlatmaktı.

Hamas’ın İsrail’i kanlı bir misillemeye kışkırtarak orantısız bir şekilde karşılık vermesi ve ardından dünya ülkeleri tarafından kınanması amacını taşıdığı da ileri sürülmektedir. Bir anlamda Gazze halkının bu orantısız askeri güç kullanımı neticesinde büyük acılara maruz kalmalarının, aslında Filistin davası için uluslararası alanda sempati yaratma etkisine sahip olabileceği düşünülmektedir.

Son olarak, İsrail’in aşırı sağcı koalisyon hükümetinin yürürlüğe koyduğu ve ülkede son derece tartışmalı olan ve on binlerce İsrailliyi bu yılın başlarında üst üste protesto gösterileri için sokaklara döken yargı reformlarının muhalifler tarafından İsrail’in demokratik denge ve denetleme mekanizmalarını zayıflatmaya yönelik üstü kapalı bir girişimi olarak kullanılması olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda, Hamas tarafından yapılan saldırının zamanlaması için içişlerinde karışıklık yaşayan bir ülkenin bu durumundan yararlanılmaya çalışılması denilebilir.

İsrail Gazze’yi kara ve denizden de kuşattı ve aralıksız bombalıyor. Kentin elektrik ve suyu da kesildi ve neredeyse Gazze’de katliam yaşanıyor. Gazze’nin boşaltılıp, sivil halk güneye göçe zorlanıyor. Bölgedeki insani durumu nasıl değerlendirebiliriz?

Gazze 2,3 milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık bölgelerinden biri. Ablukalar nedeniyle bölge sakinleri buraya sık sık dünyanın en büyük açık hava hapishanesi diyor. Filistinli yetkililer son savaşın ilk 10 gününde İsrail hava saldırıları nedeniyle yaklaşık 3.000 kişinin öldüğünü açıkladı.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’na göre son 24 saat içinde (22 Ekim itibariyle) 266 Filistinlinin daha hayatını kaybetmesi, Gazze Şeridi’ndeki Filistinliler arasındaki toplam ölü sayısını 4,651’e çıkarırken, ölenlerin yüzde 62’sini çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Kayıp olduğu bildirilen 1,000’den fazla Filistinlinin enkaz altında kaldığı ya da öldüğü tahmin ediliyor. Yaralıların sayısının ise 14.245 olduğu açıklandı. Öte yandan, İsrail makamlarına göre, büyük çoğunluğu 7 Ekim’de olmak üzere, İsrail’de yaklaşık 1.400 İsrailli ve yabancı uyruklu kişi öldü; 4932 kişi yaralandı. İsrail medyası 22 Ekim itibariyle bu ölümlerden 767’sinin isminin açıklandığını bildirdi. Yaşları verilenlerden 27’si çocuk.

Gazze Bayındırlık Bakanlığı 21 Ekim itibariyle 15.749 konutun yıkıldığını ve 10.935 konutun oturulamaz hale geldiğini bildirdi. 142,500 konut birimi ise hafif ve orta derecede hasar görürken, yıkılan veya hasar gören toplam konut sayısı Gazze Şeridi’ndeki tüm konutların en az yüzde 43’ünü oluşturmaktadır. 19 Ekim itibariyle Dünya Sağlık Örgütü sağlık hizmetlerine yönelik 62 saldırının 29 sağlık tesisini ve 23 ambulansı etkilediğini belgeledi. Ayrıca eğitim tesislerinin ve diğer sivil altyapının aldığı hasarın boyutu giderek artan bir endişe kaynağıdır. 21 Ekim itibariyle, en az 29 UNRWA okulu dahil olmak üzere 206 eğitim tesisi etkilenmiştir. Gazze’de çatışmaların başlamasından bu yana, yerlerinden edilen insanların toplam sayısının 1,4 milyonu aştığı da tahmin edilmektedir.

Uluslararası insancıl hukuk çerçevesinde Cenevre Sözleşmelerine ek olarak 1977 yılında kabul edilen protokol, sivillerin korunmasına ilişkin en temel kuralları içermektedir: Bunlardan ilki kişinin onuruna ve yaşamına saygı ve insancıl muamele üzerine odaklanmıştır. Buna yargısız infaz ve işkence yasakları da dahildir. İkincisi ise ayrımcılık, orantılılık ve ihtiyatlılıkla ilgili olup savaşan tüm tarafları bağlamaktadır. Sivillerin hedef alınmaması, operasyonların ve kullanılan silahların sivil kayıpları en aza indirmesinden ya da sivil kayıpların önlenmesinden emin olunması gerekmektedir. Hastaneler, okullar, siviller, medya ve yardım çalışanları ile acil yardım ulaştırmak için güvenli yolların, uluslararası insancıl hukuk tarafından korunan kişi ve yerler arasında olması esastır. Ancak, hâlihazırda yaşanılan durum, uluslararası insancıl hukuk açısından her iki tarafın da sınıfta kaldığını açıkça bizlere göstermektedir.

‘BÖLGEDEKİ ÇATIŞMALARIN TIRMANMA RİSKİ HER ZAMAN MEVCUT’

Hamas’ın ardında İran’ın olduğu konuşuluyor. Siz bir İran veya bir başka ülke/güç etkisi görüyor musunuz? Öte yandan İsrail Lübnan’ı da zaman zaman ateş altına alıyor. Lübnan Hizbullah’ının da savaşa katılması ile çatışmaların yayılarak bölgesel bir savaşa dönüşme riski var mı?

İran’ın bölgedeki düşman ülkelerin on yıllardır süregelen bölünmüşlüklerini aşmayı başarması halinde kaybedecek çok şeyi olduğunu, ancak İsrail ile Arap komşuları arasındaki diplomatik yumuşamanın Hamas’ın eşi benzeri görülmemiş saldırısının ardındaki temel neden olduğundan da şüphe duyulduğunu belirtmek gerekir. Gazze saldırısından sonra Arap dünyasındaki mevcut durum göz önüne alındığında, Suudi-İsrail anlaşmasına ilişkin görüşmeleri ilerletmek çok da kolay olmayacaktır. Bu gelişmelerin bölgede İran’ın lehine işlediği; Arap-İsrail normalleşmesinin ilerleyişinin durması sonucunda ABD ile İran arasında ekonomik yaptırım baskılarının kaldırılması için bir yol açılmış olabileceği de konuşulmaktadır. Öte yandan, pek çok uluslararası analist, Hizbullah’ın Güney Lübnan’dan roket ve füzeler fırlatmasına rağmen İsrail ile kapsamlı bir savaş başlatmaya pek niyeti olmadığını ifade etmektedir. Ancak bölgedeki çatışmaların tırmanma riskinin her zaman mevcut olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir.

‘BM BARIŞA ARACILIK ETME KONUSUNDA EŞSİZ BİR KÜRESEL KONUMA SAHİP’

ABD ve AB ülkeleri İsrail’e açık destek veriyor. Buna karşılık İran Hamas’ı desteklerken Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkeler ise çatışmaların bir an önce durdurulması çağrısı yapıyor. Hamas saldırısı ve İsrail’in buna verdiği yanıtı dünya ülkeleri nasıl karşıladı? Burada BM’ye (Birleşmiş Milletler) düşen görev nedir?

22 Ekim 2023’te ABD Başkanı Joseph R. Biden, Kanada Başbakanı Trudeau, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak’ın yaptığı ortak açıklamaya göre, Batılı liderler İsrail’e ve terörizme karşı kendini savunma hakkına olan desteklerini yineleyerek, sivillerin korunması da dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukuka riayet edilmesi çağrısında bulundular. Liderler, Gazze’de insani yardımlara sürekli ve güvenli erişimin sağlanması amacıyla bölgedeki ortaklarıyla koordinasyonu sürdürme taahhüdünde bulunarak, çatışmanın yayılmasını önlemek, Orta Doğu’da istikrarı korumak ve siyasi bir çözüm ve kalıcı bir barış için çalışmak üzere bölgedeki kilit ortaklar da dâhil olmak üzere yakın diplomatik koordinasyonu sürdürme taahhüdünde bulundular.

Öte yandan, ABD’nin geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İsrail ile Filistinli Hamas militanları arasındaki çatışmalara ara verilerek, Gazze Şeridi’ne insani yardım girişine izin verilmesini öngören karar tasarısını veto ettiğini hatırlatmak gerekiyor. Brezilya’nın hazırladığı metnin oylanması, ABD’nin Gazze’ye yardım girişine aracılık etmeye çalışması nedeniyle iki kez ertelendi. 18 Ekim’de yapılan oylamada on iki üye taslak metin lehinde oy kullanırken, Rusya ve İngiltere çekimser kaldı, ABD ise kararı veto etti. Güvenlik Konseyi şu ana kadar savaşla ilgili bir karar üzerinde anlaşmaya varamadı.

Şu ana kadar savaşla ilgili bir karar üzerinde anlaşmaya varamayan BM Genel Kurulu, Hamas-İsrail çatışmasını görüşmek üzere 26 Ekim’de tekrar bir araya geleceklerini duyurdu. Genel Kurul toplantısı öncesinde BM Güvenlik Konseyi’nin konuyu yeniden tartışması bekleniyor. BM’nin barışa aracılık etme konusunda eşsiz bir küresel konuma sahip olduğu açıktır. Kurulduğu 1945 yılından bu yana ateşkesler, barış anlaşmaları ve insani yardım koridorları ya da şiddetin ortasında başka düzenlemeler için müzakerelerde bulunmuştur. Bu çerçevede, BM Genel Sekreteri António Guterres ve Kudüs merkezli Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, İsraillilerin kaçırılması ve Gazze’ye yönelik hava saldırıları da dahil olmak üzere sivillerin hedef alınmasına ilişkin ciddi endişelerini dile getirerek, şimdiki önceliklerin daha fazla sivil can kaybını önlemek ve Gazze Şeridi’ne çok ihtiyaç duyulan insani yardımı ulaştırmak olduğunu belirttiler. Genel olarak BM’nin bu çabaları ilerletmek için aktif olarak çalışmalarını sürdürmekte kararlı olması oldukça pozitifken, BM Güvenlik Konseyinde alınacak önlemler ve siyasi kararlar konusunda bugüne kadar bir uzlaşıya varılamaması, BM’nin yapısının günümüz küresel güvenlik ihtiyaçlarını fiili anlamda karşılayabilecek durumda olup olmadığı tartışmalarını – BM reformu – yeniden gündeme taşıması olasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir